Defne’me

Defne,
Daha yüzünü bile görmediğim, adını babanla yıllar önce koyduğumuz Defne, varlığını minik bir papağanın müjdelediği, mitolojiye yakışır bir gizemi olan biricik kızım. Daha hissedemezken bile çok sevdim seni. İlk görüşte aşka bile inanmazken, görmeden aşık oldum ya ben sana :).
Güldüğüme bakma, o kadar hüzünlü ki henüz tanışmadığın bu dünya. O kadar kederli ki… Sana bir haksızlık yaptığımı bile düşünmeye başladım. Bu kadar kötü bir dünyaya doğmayı hak etmiyor hiçbir varlık.
Ben seni bileli yirmi hafta oldu yalnızca, ama kalbimde kocaman bir yerin çoktan var. Ya onlarca yetişkin evladını, küçük çocuğunu kaybetmiş insanlar, anasını babasını, arkadaşını, yoldaşını kaybeden insanlar. Bir başka insanın sevgisini, acısını yüreğinde taşımak için onu ille de karnında taşımak gerekmez. Tüm bu insanların acısı boğazımda bir düğüm. Yaşadığım her mutlu andan, mutlu olmasa bile mutsuz olmayan her anımdan utanır, sıkılır oldum. Onların hayatından çalınan her günü ben gaspetmişim gibi hissediyorum.
Ağlamamaya çalışıyorum günlerdir, çünkü ben ağlarsam, üzülürsem sen de üzülürmüşsün. Ama dayanamıyor insan.
Üzülmeye ana rahminde alışanların yaşadığı bir coğrafyada doğacaksın malesef… Sen de alışsan iyi olacak.
Seni kollarıma alana kadar daha kaç can yiter iktidar hırsları uğruna bu ülkede hiç bilemiyorum. Yitenleri korumak için şimdiye kadar birşey yapamadım, bundan sonra da yapabilir miyim onu da bilmiyorum. Biber gazından korkup eyleme bile gitmedim bugün, en azından sen etkilenme diye. Şimdi de oturmuş burda sana günah çıkarıyorum.
Dünyayı, ülkemizi yaşanabilir bir yer yapabilir miyiz bilmiyorum, ama yaşadığımız bu ölümler umudumuzu öldüremeyecek. Henüz doğmamış ve hayatta kalabilmiş tüm çocuklar için bu umudu yitirmememiz gerek, işte bunu biliyorum.

Ah Veysel çocuk, yaşayacak daha çok güzel günlerin vardı…